Yeni Adresimiz Kendimceyemek.com

Merhabalar..

Uzun süredir kendimceyemek.blogspot.com adresinden yazılarımı paylaştığım bloguma artık www.kendimceyemek.com adresinden devam edeceğim.

Yeni adresimizi Sık Kullanılanlara eklemeyi unutmayınız.

Ayrıca altta ki Google+ sayfamızı da beğenerek tariflerimi ve yazılarımı Google+ üzerinden de takip edebilirsiniz.


Google+ Sayfamız

23 Haziran 2011 Perşembe

Bana Bir Masal Anlat Baba (2. ve Son Bölüm)

Herkese merhaba yeniden,bir hafta sonuna sığdırdığım tüm güzellikleri sizlerle paylaşmak istiyorum.Aslında kısacık 2 güne o kadar çok şey sığdırdım ki bana sanki haftalar gibi geldi.Çünkü kısacık o 2 günün içinde hayatım vardı.Geçmişim,hiç bilmediğim ama yıllardır hem de 40 yıldır dinlediğim geçmişim.Birşey kısmet olmazsa olmaz ya bana da 40 yıldır kısmet olmamıştı işte.Tıpkı Yeni Türkü'nün şarkısında olduğu gibi


Bana bir masal anlat baba


İçinde denizler balıklar


Yağmurla kar olsun


Güneşle ay


Baba bir masal anlat bana


İçinde bütün oyunlarım


Kurtla kuzu olsun


Şekerle bal


Anlatırken tut elimi


Uykuya dalıp gitsem bile


Bırakıp gitme sakın beni


Bana bir masal anlat baba

İçinde tüm sevdiklerim

İçinde İSTANBUL olsun


Aslında bu sözler tam da anlatmak istediğimi anlatıyor.Şimdi yazarken bile gözlerim doluyor.

Bundan seneler seneler önce Isparta Senirkent'te doğmuşum.Babamın iş icabı orada yaşarmış annem ile babam.Toy gencecik ikisi de hayata yeni başlayan iki insan.Umutları ve hayalleri varmış.Orada dünyaya gelmişim hem de diz boyu karın olduğu bir ocak günü.Hem de hamile olmasına rağmen oruçlu olan anneme inat.Daha inat damarım dünyaya gelmeden önce varmış demek ki.Ailenin 2. çocuğu ama tek kızı olarak.Belki de nazım,kaprisim ondan.Şımartılmadım ama içten içe hep bir pohpohlandım.Annem de tabii ki çok sever,hangi anne evladını ayırabilir ki ama hep bir önceliğim oldu babamın gözünde.Artık kız olmamdan mı yoksa birbirimize biraz benzememizden mi bilmem.Daha bir aklını eseni yapan, dediği dedik,haksız da olsa biraz inatlaşmayı seven yapılarımız biraz da bizi çekecek,taşıyacak insanlara denk düşmemizden mi bilinmez.Burada annem babamı,babanga da beni çeken biraz yükü ağırca insanlar olarak biraz sıkıntı çekmiş olabilirler ama emin olun bizim kaprisimiz sevdiğimizden biraz da deliliğimizden yoksa bir kötülük yok içimizde.

Babamdan yıllardır dinlediğim Senirkent'e gitmek dediğim gibi kısmet olmadı hiç.Ama bu sefer şeytanın kafasını babanga kırdı.Benden daha da hevesle doğduğun evi görmek istiyorum deyip bastı gaza.Evet eskimiş,yaşlanmış ama ev hala dimdik ayakta.Annem ile babam sanki daha 2 dakika önce oradalarmış gibi buldular evi.Daha evin sokağına girdiğimizde başladı kalbim çarpmaya heyecandan.Üstte gördüğünüz evin orta katında doğmuşum bir ebe yardımı ile.2 sene kalmışım doğduktan sonra.Dedim ya babam o zaman anlatmaya başlamış masalı bana.



Bu ev de tam doğduğum evin karşısındaki ev.Şimdiki haline bakmayın zamanında çok güzel bir evmiş.Yaşlı bir dede yaşarmış,ayaklarında yün çorapları olan.Balkonda uzattığı yün çoraplı ayaklarını oynattığında tam da karşısında ki evde ben korkudan kıyameti koparırmışım.

Dedim ya yıllardır masal gibi dinlediğim mekanlar gözümle görünce gerçeğe dönüştü.Biraz hayret biraz şaşkınlık ama daha çok gidip görmenin huzuru ile.

Anlatırken tut elimi

Uykuya dalıp gitsem bile

Bırakıp gitme sakın beni

Bana bir masal anlat baba

İçinde tüm sevdiklerim

İçinde İSTANBUL olsun


Babam içinde İstanbul olan masalı çok sahici anlatmış ve hiç elimi bırakmamış ama hiç.Allah uzun ve sağlıklı ömür versin onlara ve ben onların inatçı, dediği dedik, kaprisli kızları olmaya devam edeyim. İşte masalım bu bir varmış bir yokmuş derken 40 yıl geçmiş üstünden.


Oralara kadar gidince Eğirdir gölünün güzelliğini de görmek istedik muhteşemdi.

Ve dağlara kazınan Güçlüyüz,Cesuruz,Hazırız yazısı

Ve yeşillik,yeşillik hep yeşillik.Allah nasıl da güzel bir doğa vermiş her yerden hayat fışkırıyor

Şu manzara karşısında durup dakikalarca baktık gerçek mi diye.Göz alabildiğine bir ova dümdüz,yemyeşil

Yine kirazların ağırlığından dallarını yerlere kadar eğmiş bir ağaç.

Yuvayı yapan dişi kuş (İstisnaları saymassak her zaman öyledir gerçekten)

Eeee aslında blogum yemek blogu olmasına rağmen bir süredir yazdığım postlara bakarsak seyahat ve etkinlik ağırlıklı oldu.Ama headera bakarsanız orada şöyle bir yazı var ''Hayata Dair''

Şimdi en hoş ve ağız sulandıran kısma geldi sıra.Ispartaya gidip de bütün bu lezzetlerin tadına bakmadan dönemezdik zaten babam izin vermedi de.

Salata


Isparta'ya özgü Kabune (Nohutlu ve etli pilav)

Isparta gül diyarı ama tandırı,kabunesi ve bunlarla sunulan üzüm hoşafı da ünlü

Ayrı bir lezzetti tandır

Ben resmini çekinceye kadar künefeyi ikiye bölmüştü bile babanga

Bütün bu güzelliklerin ardından ilk aklıma gelen şey güzel bir Türk kahvesiydi.

Çok yoruldum,çok duygulandım ve mutlu oldum ama hepsine ama hepsine değdi gördüklerim.Güzel ve heyecan dolu bir hafta sonu geçirdim.Daha gidip görmek istediğim çok yer var.

Belki ilerde çocuklarım da içinde benim olduğum bir masal anlatırlar size.

İyilik ve güzelliklerle kalın.......................

20 Haziran 2011 Pazartesi

Bir Yol Hikayesi (1. Bölüm)

Herkese merhaba,yaz gelince bloglara bir rehavet gelir.Çoğu arkadaş tatile gider,tarifler azalır.İletişim bloglar üzerinden biraz yavaşlar.Ama daha sonra yol hikayeleri başlar güzel resimler,yazılar paylaşılmaya başlar.Ben bu kısmı çok severim okudukça oralara gitmiş gibi olurum.Ben de şimdi sizleri köyüme götürmek istiyorum.Orada doğmadım,orada büyümedim ama orası benim köyüm herzaman gitmekten zevk aldığım,mutlu olduğum ve gurur duyduğum çerkez köyü Yapağlı Köyü

Hani orda bir köy var uzakta,gitmesek de kalmasak da o köy bizim köyümüzdür.Yapağlı da benim köyüm.Havası güzel suyu buz gibi tertemiz akan baya ahırları ,inekleri,koyunları olan avlu içinde evleri bulunan sıcak ve misafirperver insanların yaşadığı Yapağlı

Avlusunda şimdilik artık genç nüfus azaldığı için yaşlıların eskisi kadar da sık kullanamadığı,ama zamanında hala tadı damağımda olan lezzetli pidelerini ,ekmeklerini yediğim o güzel eşsiz tatların pişirildiği ocakların olduğu köyüm

Evlerin mutfaklarının neredeyse bizim evlerin salonu kadar olduğu,kendi yetiştirdikleri meyve ve sebze ile beslendikleri,herşeyin bol olduğu köyüm

yazın sıcağında buz gibi serin odalarında oturup,çeşmeden yine soğuk soğuk akan sularını içmeye doyamadığım en lezzetli ekmek ve peyniri yediğim köyüm

Neredeyse her evin kapısının açık olduğu,hala kapıların kilitlenmediği ve hangisinin kapısını çalsanız güler yüzle ve coşkuyla karşılandığınız,hala insanların insana sevgi beslediği,hala bir büyük ile karşılaştığınızda başınızı önünüze eğecek kadar saygının yaşadığı köyüm

Küçücük camlarından saatlerce avlusunu seyrettiğim çok ama çok güzel günlerimin geçtiği,en güzel uykuları uyuduğum,en güzel sabahlara uyandığım huzur dolu köyüm

Şimdi yüksek devasa bina yığınlarının bir beton tarlası şeklinde yükseldiği ama dublex olanların çok daha pahalıya satıldığı günümüzden yıllar önce evlerin neredeyse tümünün dublex olduğu 7 -8 odalı içi serin kocaman odalı evlerde,tahta zeminli tertemiz evleri olan köyüm

Sokaklarında koşup oynamasamda,ağır adımlarla yürüdüğüm,büyüklere saygısızlık olmasın diye kahvesinin ya da cami avlusunun önünden geçmemek için gidilen yere olan mesafeye uzatmak pahasına sokaklarında kaybolduğum köyüm

Gündüz sıcak vakti sokakları boş olsada elleri çatlamış ama kalpleri hala tertemiz olan insanımın yaşadığı köyüm

Sırtını yasladığı dağlara baktıkça içim ezilen Allah gecinden versin ama son durağım olacak olan güzel köyüm

Her yaz gidemesemde yaşlandıkça daha çok sevdiğim düğünlerine,adetlerine şahit olduğum köyüm
Şu güzel doğa ile içiçe yaşanan yer kötü olabilirmi suyu bol,yeşili bol olan gözlere şenlik köyüm



Bir günlük de olsa bana nefes aldırıp yaşam tempomun ne kadar da hızlı olduğunu bana hatırlatan köyüm



Görünce içimi coşturan ama kıyıp da koparamadığım resmi ile keyif aldığım,belki de yerinde olmak istediğim o toprağa kökünü salmış güzel papatyalarım

Suçıkan diye adlandırılan,adı üzerinde her yerinden buz gibi suların fışkırdığı verimli topraklarında dalları ağırlıktan eğilmiş bizi karşılayan kiraz ağaçları

Ceviz ağaçları

Suçıkandaki balık üretme tesislerindeki su arıkları hani karpuz çatlatan dedikleri cinsten soğuk suların aktığı,ayaklarımı soğuk sularına sokmaktan geri duramadığım köyüm

Kulağımın su sesine,gözümün her seferinde yeşiline doyduğu ama her dönüşümde aklımın kaldığı güzel köyüm

Her çeşit meyvenin yetiştiği,yabani böğürtlenleri yemekten ağzımızın,ellerimizin boyandığı köyüm

İnsanın verdiği huzurla,dinginlikle şehir yaşamının deliliğinden,stresinden ve gereksizliğinden sıyıran aslında bütün bunların insanın ömrünü nasıl da kısalttığını hatırlatan huzurlu köyüm

Balıkların üretilip yetiştirildiği tesislerinde yeni bir iş imkanı da yaratılan bereketli köyüm

İşte çok kısa da olsa belki sizlere azıcık bir fikir vermiştir bu resimler köyüm hakkında.Dediğim gibi orada doğmadım ,büyümedim ama çocukken yaz tatillerinde kısa da olsa gittiğim ama şimdi orta yaşlarda gittiğimde çok daha farklı duygular yaşadığım köyüm.Köklerimin bulunduğu,sık gidemesemde artık daha çok aklıma gelip özlediğim köyüm.Hafta sonu bir gün dahi olsa bana soluk aldıran,aslında boşuna koşturup stresle yaşadığımız şehirlerden bir kez daha soğutan güzel köyüm Yapağlı.

Bir daha ki postumda da devamı olan bir masal anlatacağım size benim masalım

Şimdilik sevgiyle kalın...........................

5 Haziran 2011 Pazar

Kakaolu Fındık Kremasının Mercedes'i NUTELLA

'' Kakaolu fındık kremasının mercedesi Nutella'' bu terimi kullanan bebem.Daha bunun üzerine söz söylenmez ama ben biraz o gün yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak isterim.


Sevgili Pelin Özbay'ın daveti üzerine blogcuların mabedi MSA'a da yani Mutfak Sanatları Akademisin de buluştuk.Herbirimiz ilkokula başlayan çocukların neşesi ve heyecanı ile şakıyarak sabırsızlıkla beklemeye başladık Nutella ile olan buluşmamızı.


Yine her zaman ki gibi herşey önceden düşünülmüş ve hazırlanmıştı.Bize düşen önlüklerimizi bağlayıp işe koyulmaktı.Menümüz de olanlar Nutellalı Poğaça,Nutellalı Pita Ekmeği ve Nutellalı Açmaydı.


İşte bunlar Poğaçalarımız içleri Nutella dolu tam bir lezzet şöleniydi.Nasıl da güzel kabarmışlar değil mi?



Nutellalı Pita ekmeğinden kaç tane yedim bilmiyorum.Ortağım Pelin'di.Pelincim sen saydın mı kaç tane yediğimi?

Malzemeler hazır start veriliyor işe koyulmak için


Hamurlar yoğuruldu beze şeklini aldı açılmak için bekliyorlar.


Veeee yine içleri nutella dolu açmalarımız.Daha pişmeden bile piştiğinde ne kadar lezzetli olacağının sinyalini bu görüntü ile veriyor.


Piştikten sonra da o bıraktığı kokuyu hayal edebiliyorsunuzdur.



Nutella hiç bir zaman yetmez.İçine bir kez kaşık sokmaya görün.o kaşığı kavanozdan çıkarıp yemeye son vermek hiç ama hiç kolay değildir.



Pita ekmeklerimiz Nutella ile aşk yaşıyor biz de hayranlıkla ölümsüzleştiriyoruz tabiiki.


O gün tam anlamıyla damağımız çatladı.Nutella ile sarmaş dolaş olduk.Nutellaya doyduk diyemeyeceğim.Doymadık ki kavanozları eve taşıdık evde devam etmek üzere.....


Herkese Nutella tadında bereketli bir hafta dilerim sevgiyle kalın...............

Blog Widget by LinkWithin