20 Mart 2012 Salı

Şöbiyet

Tatlısı gelenler için,hem pratik,hem de son derece lezzetli bir tatlı.Bizim ev halkı tam bir tatlı canavarı olduğu için,hep bir tatlı üretimi söz konusu mutfağımda.Ben kendi adıma sütlü tatlıları tercih etmeme rağmen babanganın tercihi her zaman şerbetli tatlılardan yanadır.Şöbiyette, favori tatlısı diyebilirim.Yıllar önce,bir arkadaşıma misafirliğe giderken götürmek üzere aldığımız şöbiyet,ev sahibinin,kendi gelenekleri doğrultusunda ikram edilmediğinden bu tatlı ne zaman gündeme gelse babanga bu anıyı hatırlar ve hala o tatlıdan yiyemediğine hayıflanır.
Ne amaçla kullanacağımı düşünmeden satın aldığım baklava yufkaları,buzdolabında bana ne zaman sıra gelecek diye kulağıma çok fısıldayınca hadi dedim,siz güzel bir tatlı olmayı hak ettiniz.
Şimdi de sizin karşınızda arz-ı endam etmekte kendileri.
Malzemeler


  • 30 adet hazır baklava yufkası

  • 150 gr kaymak

  • 200 gr tereyağ (ben margarin +tereyağ olarak kullandım)

  • fıstık içi

Şurubu için



  • 3 su bardağı su

  • 3 su bardağı şeker

  • bir kaç damla limon

Yapılışı


İlk önce yapmanız gereken şerbeti kaynatmak olsun.Çünkü şerbeti vereceğimiz zaman,tatlı sıcak şerbet soğuk olmalı.Kaynayan şerbetiniz soğurken,diğer tarafta 30 kat hazır baklava yufkasını küçük kareler şeklinde kesip,içlerine bir tatlı kaşığı kaymak ve fıstık içi koyup,üçgen şeklinde kapatın.Bütün kare kesilmiş yufkalara bu işlemi uyguladıktan sonra,eritilmiş yağ kaşık kaşık tatlıların üzerine dökülüp 180 derecede üzerleri kızarana kadar fırında pişirilir.Fırından çıkar çıkmaz soğumuş olan şerbeti verilir.Şerbetini iyice çektikten sonra fıstıkla süslenip servis edilir.


Burada dikkat edilecek olan şey şudur ki,tatlıyı yerken uyuyanlar varsa,şöbiyeti çatalla keserken çıkardığı hışırtı nedeniyle uyanabilir.


Afiyet olsun,eviniz sağlık ve huzurla dolsun.

18 Mart 2012 Pazar

İstanbul Seni Herşeye Rağmen Seviyorum

Ah İstanbul,sen ne güzel bir şehirsin.Ne seninle olabiliyoruz,ne de senden vazgeçebiliyoruz.Her yerinden,tarih ve güzellik fışkırıyor.İnsan ömrü seni tanımak için ne kadar yetersiz ve kısa.

Yıllardır İstanbul'da olmama rağmen,ya tembellikten,ya da fırsat yaratamamaktan,Kız Kulesi'nin içine girmek kısmet olmamıştı.Bu güzelliği,hep uzaktan seyrettim yıllarca.İstanbul'un her iki yakasından da başka güzel göründü gözüme.Adına yazılmış,efsaneleri okudum dinledim hep.


Sonunda şeytanın bacağını kırıp,güzel,güneşli bir pazar günü,bu kez Kız Kulesi'nin balkonundan İstanbul'u izledim.Tüm kızgınlıklarıma rağmen İstanbul'a bir kez daha aşık oldum.Çok ama çok güzel göründü gözüme.Pırıl pırıl parlayan denizin ortasında,cilveli,işveli İstanbul'u izlemek,ayrı bir keyif verdi bugün bana.


360 derece İstanbul'u seyreyledi gözüm.Bakmaya,seyretmeye doyamadım.O balkonda,yıllar yıllar önce hangi gözler,nasıl bir İstanbul izliyordu diye düşündüm.Profil değişmişti ama eminim büyü aynı büyüydü.Öyle olmasa İstanbul'un fethi,için bunca çaba harcanırmıydı?


Kız kulesi'nin bulunduğu kara parçası yıllar önce Asya sahillerinin bir çıkıntısıyken,zamanla sahilden kopmuş ve şimdi ki adacık oluşmuş.Kısaca tarihçesi şöyle;


Kızkulesi’nin üzerinde yer aldığı kayalıktan ilk kez M.Ö. 410’da söz edilir. Bu tarihte Atinalı komutan Alkibiades, Boğaz’a girip çıkan gemileri denetlemek ve vergi almak amacıyla bu küçük ada üzerine bir kule inşa ettirir. Sarayburnu'nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilir ve kule böylece Boğaz’ın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu halini alır.


M.S. 1110’lara gelindiğinde ise bu küçük adacığın üzerindeki ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. 1143 – 1178 yılları arasında hükümdarlık süren İmparator Manuel, şehrin savunmasına yardım için iki tane kule yaptırmıştır. Bunlardan birini Mangana Manastırı yakınına (Topkapı Sarayı’nın sahili) diğerini ise Kızkulesi’nin bulunduğu yere inşa ettiren İmparator Manuel, hem düşman gemilerini Boğaz’a sokmamak, hem de ticaret gemilerinin gümrük vergisi vermeden geçişine engel olmak için, iki kule arasına zincir bağlatmıştır.

Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet bu küçük kaleyi yıktırır ve yerine taştan, etrafı mazgallarla çevrili küçük bir kalecik yaptırır ve buraya toplar yerleştirir. Kaleye konulan bu toplar, liman içindeki gemiler için etkili bir silah olmuştur. Ancak kule, Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada top atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit İstiklal Marşı) okumuşlardır. Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır.


Osmanlı dönemi boyunca Kızkulesi’nin onarılarak ya da yer yer yeniden yapılarak yaşatıldığı bilinmektedir. 1510 yılında meydana gelen ve “küçük kıyamet” olarak anılan depremde İstanbul’daki pek çok yapı gibi Kızkulesi de büyük hasar görmüş, kulenin onarımı Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleştirilmiştir.
Çevresinin sığ olması sebebiyle 17. asırdan sonra kuleye bir de fener konulmuştur. Bu tarihten itibaren kule, artık bir kale değil bir deniz feneri olarak hizmet vermeye başlamıştır. Kuledeki toplar da bu dönemde artık korunma için değil, merasimlerde selamlama için atılıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra tahta geçmek için İstanbul’a gelen Şehzade Selim, Üsküdar’dan geçerken, Kızkulesi’nden atılan toplarla selamlanmıştır. Bundan sonra uzun süre tahta geçen her Padişah için bu selamlama yapılarak, Padişah’ın tahta geçişi top atışları ile halka duyurulmuştur.



Kule, 1830-1831'de ise, kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür. Daha sonra 1836- 1837'de görülen ve 20-30 bin kişinin öldüğü veba salgını sırasında hastaların bir kısmı burada kurulan hastanede tecrit edilmiştir. Kızkulesi’nde tesis edilen bu hastanede uygulanan karantina ile salgının yayılması önlenmiştir.



İkinci dünya savaşı döneminde Kızkulesi’nde yenileme çalışması yapılır. Kulenin çürüyen ahşap kısımları tamir edilir ve bazı bölümleri yıkılarak betonarmeye çevrilir.
1943’de yeniden büyük bir onarım geçiren kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlenmiştir. Bu arada kulenin oturduğu kayanın etrafındaki rıhtımdaki ambar ve gaz depoları kaldırılmıştır. Yapının dış duvarları korunarak içi betonarme olarak yenilenmiştir.
Kızkulesi, 1959 yılında Askeriye'ye devredilmiş ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı, Boğazın deniz ve hava trafiğinin denetlenmesini sağlayan bir radar istasyonu olarak kullanılmıştır. “ Deniz Kuvvetleri Tesisi Mayın Gözetleme ve Radar İstasyonu” olan binadaki sarnıç, 1965’de yapılan tadilatlar sırasında üzeri beton dökülerek kapatılmıştır.
1983 yılından sonra kule, Denizcilik İşletmeleri'ne bırakılmış ve 1992 yılına kadar ara istasyon olarak kullanılmıştır.
1995 yılında Kızkulesi’nin restorasyon süreci başlar. Binlerce yıllık gizemli bir tarihe sahip bu özel mekan, kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalarak tamamlanan restorasyon çalışması sonrasında 2000 yılında kapılarını ziyarete açar.

Kız Kulesi ile ilgili efsaneleri duymuşsunuzdur.Sanırım en çok bilineni,şu yılanlı hikayedir.Bunun yanında belki daha az bilineni,Hero ve Leandros’un ölümsüz aşk hikayesidir.Buna göre;


Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikâye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero, Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Delikanlının ateşli ve hüzünlü bakışı Hero'yu etkiler. İki aşık, yıllardır birbirlerini tanıyorlarmış gibi, bu kısacık zaman diliminde, kalplerinin artık başka bir insan için çarpmayacağını anlarlar. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar.
Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros, Boğaz'ın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden Boğaz'ın sularına bırakır.


Bütün bu güzelliğine rağmen,hüzünlü hikayeler ile anılıyor olması biraz insanın içini acıtıyor doğrusu.Ama şu da bir gerçek ki,hikayelerde hüzün de olsa temelinde aşk var.Bu da işin güzel tarafı,Allah birbirini sevenleri ayırmasın diyerek güzel ve keyifli bir hafta dilerim......
Kaynak;http://www.kizkulesi.com.tr/Default2.asp

11 Mart 2012 Pazar

Pırasalı,Lor Peynirli Pita Ekmeği


Güzel ve mutlu akşamlar dilerim.Umarım herkes mutlu ve sağlıklıdır.


Hamur işi severmisiniz bilmiyorum ama ben bu aralar nedense hamur işlerine takılmış durumdayım.Ev halkı da durumdan memnun olunca,tam gaz devam ediyoruz yola.Bu tarifi daha doğrusu hamurun tarifi MSA'da katıldığım Nutella etkinliğinde yapmıştık.Aynı hamuru bu sefer ben iç malzemesini değiştirerek yaptım.Vallahi çok güzel oldu.Sizler iç malzemesi olarak farklı şeyler kullanabilirsiniz.


Malzemeler

1 paket kabartma tozu
1 su bardağı yoğurt
20 gr.Soda
1 çay kaşığı Tuz
30 gr.tereyağı
1 su bardağı Süt
Aldığı kadar un

İç Malzemesi
3-4 adet pırasa
Lor peyniri
Doğranmış domates
tuz,karabiber
1/2 çay bardağı sıvıyağ

Yapılışı
Pırasalar ayıklanıp,yıkandıktan sonra ince ince doğranır.Sıvıyağ ile bir miktar sotelenir.İçerisine doğranmış domates ilave edilir.Domatesler,biraz yumuşadıktan sonra lor peyniri ilave edilip,tuz ve karabiber konulup iyice karıştırılır.
Diğer tarafta hamur malzemeleri iyice karıştırılıp,un azar azar ilave edilerek kulak memesi kıvamında hamur elde edilir.30 dakika kadar dinlendirilen hamur,mandalina büyüklüğünde bezelere bölünür.
Hafif unlanarak,pasta tabağı büyüklüğünde,merdane ile açılarak,iç malzemesinden konulur ve yarım ay şeklinde katlanır.Yapışmaz bir tavada,1 kaşık sıvıyağ eşliğinde,kısık ateşte yavaş yavaş pişirilir.Arzu edilirse pişen ekmeklerin üzerine sıcakken bir miktar tereyağ sürülür.



Eh tarif benden yapması sizden.


Sağlık ve mutlu bir hafta dilerim.Yüreğinizden sevgiyi hiç eksiltmeyin........

8 Mart 2012 Perşembe

Bir Gün Değil Hergün Varız





İyi ki kadınız,anayız,kardeşiz,evladız,eşiz.

Elimizden bereket,yüreğimizden şefkat fışkırır.Elimizin değdiği yere hayat,bulunduğumuz mekana düzen getiririz.Ruhumuz sevgi,gözlerimiz merhamet doludur.Sevdiğimizi sonsuza kadar sever,sarar kollarız.Biz kadınız,hem anayız,hem babayız.Durduğumuz yere direk,bastığımız toprağa fidan oluruz.Oluruz da dallarımız tüm dünyayı sarar sarmalar.

Kadınlar günümüz kutlu olsun.

6 Mart 2012 Salı

Bolonez Soslu Farfella



İyi akşamlar herkese,

Şu havalar ne zaman ısınacak bilgisi olan var mı acaba?Saat başı ısı değişiyor sanki.Şu anda dışarısı buz gibi.Ya da ben mi çok üşüyorum bilemedim.

Makarna sevenler derneği kurulsa kimler üye olurdu acaba?Makarna öyle bir şey ki,hem ana yemek,hem yardımcı yemek,hem salata,hem börek.Daha başka ne şekillere giriyor.Her şekli ile de bizim evin baş tacı.Zaten pilav ve makarnacı bir ailem var.Kaç çeşit yemek olursa olsun,az da olsa mutlaka pilav ve makarna isterler.Bu bolonez soslu farfellayı ana yemek olarak tükettik ama.
İnsanı en vakitsiz anında kurtaracak bir tarif.Hiç yemek yok dediğiniz anda masanızı şölene dönüştürür buyrun tarife


Malzemeler


  • 1 paket farfella makarna

  • 3-4 adet sivri biber

  • 1 adet soğan

  • 2 diş sarımsak

  • tuz,karabiber

  • 300 gr kadar kıyma

  • TAT soyulmuş domates

  • 150 gr tereyağ

Yapılışı


Makarna tuzlu suda bir miktar haşlanır.Fazla haşlayıp makarnanın şeklini bozmamak çok önemli.Yani aldante olmalı,dişe gelmeli.Diğer tarafta yemeklik doğranan soğan ve sarımsak ,tereyağ ile biraz kavrulup,sotelenir.Üzerine doğranmış biberler eklenip bir miktar öldürülür.Kıyma ilave edilip suyunu bırakıp çekene kadar kavrulur.Kıymanın üzerine soyulmuş TAT domates doğranarak,iyice suyu çektirilir.Tuz ve karabiber eklenerek,haşlanıp süzülmüş Farfellanın üzerine konulup servis edilir.Afiyet olsun.


Her gününüz bereket ve sağlıkla dolsun..................

Blog Widget by LinkWithin