Yeni Adresimiz Kendimceyemek.com

Merhabalar..

Uzun süredir kendimceyemek.blogspot.com adresinden yazılarımı paylaştığım bloguma artık www.kendimceyemek.com adresinden devam edeceğim.

Yeni adresimizi Sık Kullanılanlara eklemeyi unutmayınız.

Ayrıca altta ki Google+ sayfamızı da beğenerek tariflerimi ve yazılarımı Google+ üzerinden de takip edebilirsiniz.


Google+ Sayfamız

22 Mayıs 2012 Salı

Beşiktaş'ı Keşfetmek

 İyi akşamlar,sizi bu yazımla, Beşiktaş'ta biraz gezdirmek istiyorum.Gerçi bilen biliyordur ama,ben bu güzel,küçük Beşiktaş turunun,sitemde yer almasını istiyorum.Arzu ederseniz buyrun Beşiktaş turuna.
 Neden bilmiyorum ama,Beşiktaş ile aramda bir göbek bağı var.Hani İstanbul'da doğmuş olsam,acaba annem göbeğimi Beşiktaş'a mı gömmüş diyeceğim ama,o da değil.Hani eskiler,bebeğin göbeği düştüğünde,belli amaçlar için,belli yerlere gömerler ya.Kimi cami avlusuna,kimi üniversite bahçesine.Ama İstanbul'da doğmadığım için bu mümkün değil.Ama nedendir bilinmez,lise sonrası hayatım Beşiktaş'a bağlandı.Üniversite,şimdi çalıştığım şirket,hatta üniversite öncesi üniversite hazırlık kursu,hepsi bu ilçenin sınırları içindeydi.
 Beşiktaş'ı severmiyim?Evet çarşısını severim.Esnafı,sıcak ve samimidir.Çarşısı çok hareketli ve çok çeşitlidir.Neye ihtiyacınız varsa,hepsini bir arada bulabilirsiniz.Giysi mağazaları,aktarı,balıkçısı,restaurantları,parfümericisi,çaycısı,tokacısı derken,bir girdinizmi,uzun saatler çıkamazsınız.En azından bana öyle oluyor.Bir dükkandan diğerine,sonra bir diğerine derken zaman akar gider.
Öğlen arası indiğimde,hızlandırılmış bir turla o havayı solumak iyi gelir.Çünkü o çarşının tam ortasında durduğunuzda,yanınızdan geçip giden insanlar,bağıran balıkçılar,yemek yeme telaşında olan insanlar,alışveriş torbalarıyla dolaşanlarla tam da hayatın içinde,tam ortasında hissedersiniz kendinizi. 
 Çarşıya girilen,sokakta ilerlerken sağ taraftan mı,sol taraftan mı yürüyeyim karar veremem.Önce bir,sağ tarafta ki Nezih Kitapevine girerim.Şöyle bir kitaplara göz atarım.O kırtasiye kokusunu çok severim.Sonra ilerler yine sağ tarafta ki Ziraat Bankası'nın karşısında ki tokacıdan mutlaka bir iki toka alırım.Çok çeşidi vardır,bazen hepsini almak isterim.Tam ortada ki kartal heykelinin yanına geldiğiniz de,lezzet noktalarına çok yaklaşmış olursunuz.Hemen solda,yılllar yıllar önceden süregelen,hemen herkesin bildiği,Kaymakçı Pando'nun mekanı vardır.
Eski,köhne,yıpranmış,bilmeyenin yüzüne bile bakmadan geçeceği bir dükkan olmasına rağmen,bilenlerin özellikle geldiği,hem azar işitip hem de lezzetli bir bal kaymak yeme keyfini yaşadığı bir mekandır,Pando Amca'nın mekanı.Allah uzun ömür versin huysuz ama tatlı bir ihtiyardır.Hani şu eski Türk filmlerinde ki kalbi yumuşacık ama huysuz ihtiyar tiplemeleri gibi.
O ne kadar kızgın ve sert görünürse,eşi de bir o kadar güler yüzlü ve tatlı bir hanımdır.İçerde küçücük eski duvarlarda,kendilerine dair gazetelerde çıkan yazılar,resimler zamana meydan okurcasına durur.Zaten içerde iki tane küçücük masa dışında bir şey de yoktur.
Mavi boyalı,cam tezgahının arkasında sürekli kaynayan bir süt kazanı vardır.Unuttuğunuz süt kokusu,hemen beyninizde lezzet noktalarını uyarır.Gelenler,taze ekmek,metal tabaklarda servis edilen,üzerine bal dökülmüş kaymak,yumurta ile o lüks mekanlara inat,küçük paralarla,damağını bayram ettirerek ayrılır oradan.Tabii tercih sizin. 
Tam Pando Amca'nın karşısında başka bir lezzet durağı vardır.Önünde öğlen saatinde uzun uzun kuyruklar oluşan,yine salaş ama bir o kadar lezzetli bir dönerci.Üst kata çıkmayı başarabilirseniz ki bu o kadar kolay bir iş değildir,çünkü önce,onca kalabalık içinden siparişinizi vermeyi başarmanız gerekir ki,bu aşamayı başarıyla geçtikten sonra o küçücük dükkanın,daracık merdivenlerinden,çıkmayı da becerebildiyseniz üst katta hiç tanımadığınız insanlarla gayet de samimi küçücük masalarda siparişinizi bekleme kısmına gelmiş olursunuz.
 Ya da,dükkanın önünde ki,iki küçük masadan,gözünüze kestirdiğiniz birinin başında bekler,o kalkar kalkmaz onun yerine oturursunuz.Ama değer mi,kesinlikle değer.Hatta siz siz olun pide arasına duble döner söyleyin.
Bu da ayrı bir lezzet,yine yılların fırını.Emin olun aldığınız her ürün son derece taze ve lezzetlidir.Hele bir portakallı kurabiyesi vardır.Anlatmak olmaz yemek lazım.Haa görüntü arıyorsanız,bu mekan da,size göre değil bunu baştan bilin.Çünkü burası da eski ve salaş bir fırındır.
Yıllardır değişmeyen ve sanırım değişmemesi gereken,bir görüntüsü vardır.Eve götürmek için aldığım,çoğu şeyi eve getirmek kısmet olmamıştır çoğu zaman.Ekmeği,paskalyası,kuru pastaları,simitleri tazeciktir.

Benden size tavsiye,vaktiniz uygun olduğu bir gün,üzerinize rahat giysiler,ayağınıza rahat ayakkabılar giyin,gelin Beşiktaş'a.Şöyle sabahtan,önce Pando Amca'nın mekanında,güzel bir kahvaltı edin sabah serinliğinde.Balın kaymağın tadına varın,çayınızı ya da sütünüzü yudumlarken,Sonra şöyle bir gezin tozun,Beşiktaş çarşısını ,alışverişinizi yapın.Balıkçılar çarşısından,balık alın,yeşillik alın.Yoruldunuz ve acıktınız mı?Doğru Karadeniz Dönercisine.Pide arası duble döner yanına bir ayran.Karnım doydu çok şükür dediğiniz anda,dönerciyi solunuza alın,sağdaki sokağın içine girin az ilerde solda ki Yedi-Sekiz Hasanpaşa Fırını'ndan canınızın çektiği,gözünüzün gördüğünü,paket yaptırın.Hala bir şey yemek için midenizde yer varsa,Beşiktaş Postanesinin olduğu pasajın girişinde ki,çay ocağında söyleyin bir çay,hem yorgunluk atın,hem kurabiyelerinizin tadını çıkarın.
Unutmayın gerçek lezzet ustalarının geçmişi,çokkk gerilere dayanıyor.Dükkanlar öyle lüks değil ama bizim aradığımız dekor değil,lezzet zaten.
Ağzınız tatlı,güzel anılarınız çok olsun.Sevgiyle kalın.....................

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Fıstıklı İrmik Helvası

İyi akşamlar,
Önce 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramınızı candan kutlarım.Bayram İstanbul'un pek çok noktasında,çok güzel şenliklerle kutlandı bugün.
Bu arada uzun zamandır arkadaşlarıma yorum yazamıyorum.Gönül koymasınlar.
Yeni bir hobi edindim kendime,daha sonra ki bir postumda,buna daha uzun yer vereceğim.Fotoğraf kursuna devam ediyorum.Çok ama çok keyifli.Bir sürü insan tanıdım.İstanbul'da hiç gidip görmediğim,yerlere gittim.Neyse,bu başlı başına yazılacak bir konu.
Hafta sonunu tatlı yaşayalım diyerek,klasik bir tatlı olan irmik helvası tarifi vermek istiyorum.Severmisiniz bilmem ama,ben çocukken gecenin bir yarısı,canımız tatlı çekti mi,annemden istediğimizde yapardı.Ama orada hatırladığım en güzel şey,tatlıdan ziyade geç bir vakitte ortak bir keyif için girilen mutfakta,hissettiğim birlik ve beraberlik duygusu.Zaten o duygu benim için,tatlının önüne çoktan geçmiş olurdu.O duygunun devamıydı,o kavrulan irmiğin kokusu,şerbeti verdikten sonra ki,o manda gözü kaynaması ve en son kare tabii ki yenildiği andı.Bazıları sıcak sever ama ben irmik helvasını da,un helvasını da soğuk olarak ve aç karna yemeyi severim.Tabii zevke göre değişir.Hadi o zaman tarife;
Malzemeler
  • 250 gr irmik
  • 100 gr margarin (yarısını tereyağ olarak kullanabilirsiniz)
  • 1 paket fıstık
Şerbeti için
  • 1 su bardağı süt
  • 1 su bardağı su
  • 1 su bardağı şeker (çok tatlı isterseniz şeker miktarını artırabilirsiniz)
Yapılışı
Öncelikle su,şeker ve sütü derin bir kaba koyup iyice karıştırarak şekeri eritiyoruz.Ben şerbeti kaynatmıyorum.
Diğer tarafta altı kalın bir tencerede (aslında makbul olan bakır tenceredir ama tabii varsa) yağımızla beraber önce bir miktar fıstıkları,daha sonra da ilave ettiğimiz  irmiğimizi kavurmaya başlıyoruz.Zaten helva yapmanın en zor ve en sabır isteyen kısmı burası.Ateş çok yüksek olmamalı ki irmiğimiz yanmasın.Çok kısık da olmamalı ki sabaha kadar kavurma işlemi devam etmesin.Orta ayar bir ateş üzerinde,sürekli karıştırarak kavurma işlemine devam ediyoruz.
* Annem irmiğin yeteri kadar kavrulup kavrulmadığını,şerbetle buluştuğunda alacağı rengin istediği gibi olup olmadığını anlamak için, küçük bir tabağa bir çay kaşığı kadar kavurduğu irmikten koyup,üzerine bir tatlı kaşığı şerbet döker.Yani rengi ve kıvamı tutturmak bu kadar önemlidir onun için.
İrmik istediğiniz rengi aldığında ( çok az kavurursanız rengi çok açık,çok kavurursanız da simsiyah olacağından tam rengi tutturmak önemli) çok dikkatli bir şekilde şerbeti veriyoruz.Çünkü şerbeti verdiğiniz anda,kocaman  kocaman manda gözü şeklinde kaynamaya başlıyor.Bu aşamayı elinizi yakmadan,karıştırmaya devam ederek tamamladıysanız,helvayı bir süre dinlendirip,ilk sıcaklığı çıkar çıkmaz yemeye hak kazandınız demektir.
Helvayı dondurma ile servis edebileceğiniz gibi,tarçınla da servis edebilirsiniz.
Ağzınız her daim tatlı olsun mutlu pazarlar.......

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Smoothie


Güzel ve keyifli bir akşamdan merhaba,
Günler hızla geçiyor,zaman su gibi akıyor.Zamana yetişemiyorum.Kah onun önünde gidiyorum,kah gerisinde kalıyorum.Ama hep şükrediyorum.Yapmak istediklerimi yapabildiğim için ve daha pek çok yapmak istediğim şey olduğu için.
İnsan hayatta bir şeyler yaptığı sürece ve tabii ki yaptıklarıyla var.
Havalar inatla ısınmıyor.Hala sabahları üşüyerek gidip,akşamları üşüyerek geliyorum.Fakat havalara inat evde yazı yaşamaya çalışıyorum.
Bu akşam bir hoşluk yapıp,ev halkına smoothie yaptım.Şu anda bu güzeller tükenmiş durumda.Hala damağımda tadı var.Zaten en sevdiğim şey doğaçlama yapılan şeyler.Akşam eve gelirken,hop kafamda bir ampul yanıyor.Hah diyorum,gider gitmez bunu yapacağım.Bu akşamın yanan ampul sonucu da,ortaya çıkan bu mis kokulu smoothie oldu.
Malzeme olarak istediğiniz meyveyi kullanabilirsiniz.Ben muz,çilek ve kivi kullandım.
Meyveleri soyup blendıra koyun.İyice karıştırın.İçine şöyle 2 ya da 3 kaşık kaymaklı dondurma ilave edin.Kırılmış buz parçacıkları smoothienin olmazsa olmazı.İsterseniz süt de ekleyebilirsiniz.Üzerini istediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz.Ben damla çikolata koydum.Sonra mis gibi meyve kokusu ciğerlerimi,tadı damağımı şenlendirdi.
Güzel ve bereketli günler dileğiyle...........

13 Mayıs 2012 Pazar

Seyyah Olmaya Karar Verdim (Samatya)

Merhabalar,bu hafta sonu o kadar dolu dolu yaşadım ki,bir cuma akşamı bir de şu an var sanki.Arada geçen zaman masal gibi geçti.İki gün boyunca sanki mini bir İstanbul turu yaptım.Çok yoruldum,ama çok güzel yerler gördüm,çok güzel insanlar tanıdım.
Bu postumda sizi güzel,ama çok güzel bir yere götüreceğim.SAMATYA
Tarihini yazmayacağım.Eğer tarihini merak ediyorsanız buradan ulaşabilirsiniz.
Samatya,insanıyla,mekanlarıyla,meydanıyla havasında ki hafif anason kokusuyla sıcacık,samimi cıvıl cıvıl bir yer.Yıllardır İstanbul'da yaşamama rağmen hiç gidip görme fırsatı yakalayamamıştım.Ona ait bildiğim tek şey İkinci Bahar dizisinin burada çekilmiş olduğu ve Ali Haydar isimli restauranttı.Ne yazık böyle bir güzelliği şimdiye kadar görmediğim,havasını koklayamadığım için biraz üzüldüm.Sonradan Gurmeler'in bu sefer ki gezisi sayesinde ben de bu güzel semti tanıma fırsatı bulmuş oldum.Sabah erkenden yollara düştüm amacım biraz erken gidip,gezmek ve bol bol fotoğraf çekmekti.
 Semtin insanı o kadar sıcak ve samimi ki,gezerken arka sokaklarda gördüğüm bu renkli mekan ilgimi çekti.Tesadüf o ki,mekan sahibi,Samatya'nın en eski midyecisi ''Arap''Ali'ye aitmiş.Lakabı Arap ama kendisi bundan çok da memnun değil. ''Üstüme yapıştı bu laf abla''diye yakındı.Son derece mert,efendi ve semtin yerlisi olması dolayısıyla,herkes tarafından tanınan ve sayılan bir bey.Sağolsun içtiğimiz çay eşliğinde, bir çok şey anlattı Samatya hakkında,hatta meydan içinde küçük bir rehberlik bile yaptı bana.
Samatya çiçek açıyor diye düzenlenen yarışmaya halk o kadar ilgi göstermiş ki her taraf rengarenk çiçek bahçesi gibi.Sabah erken gittiğim için meydan pek bir sessizdi.Geçen dakikalar içinde hareketlenmeye,mekanların önüne masalar çıkarılıp düzenlenmeye başladığında gördüm ki,o meydan sanki kocaman bir ev tüm esnaf da o evin bireyleriydi.Karşılıklı hem tatlı tatlı atışıyor hem de birbirleri ile yardımlaşıyorlardı. 
 Oraya kadar gidip de Ali Haydar'ın mekanını görmemek olmazdı.İzin istedim,içeri girip fotoğraflar çektim.Oldukça renkli,dizi oyuncularının resimleri ile duvarları süslenmiş,küçük samimi güzel bir mekan.
Ama bizim Samatya gezimizin amacı yine meydanda yer alan duvarlarından sapsarı güller sarkan,Sedir Et ve Kebap isimli mekandı.Teras katında denize karşı bizim için hazırlanan masada,yerimi aldığımda,çok ama çok mutluydum.Çok güzel insanlarla tanıştım.Hepsi birbirinden değerli,son derece eğlenceli,güleryüzlü insanlar.
Güne erken başlamış olmak ve onca yol yürümek beni baya acıktırmıştı.Sedir Restaurant'ta balon pide,tereyağ ve tulum peyniri ile başlayan Sonradan Gurme yolculuğu tam bir keyifti.
 Sohbet eşliğinde yenilen yemekler her zaman çok daha lezzetli gelmiştir bana.
Salata lezzetli olmasına rağmen,kebaba olan düşkünlüğüm neticesinde biraz geri planda kaldı doğrusu.Aslında başlı başına suyuna ekmek banarak yiyebileceğiniz bir lezzetti.

Gelelim bu güzelliklere.İçli köfte ve fındık lahmacun.Her ikisini de çok severim ve gerçekten çok lezzettliydiler.Acısı öyle ağzı yakmayan,ama yedikten sonra damağınızın arkasında acısını hafif hissettiğiniz bir lezzetteydi. 
 Bu arada gittiğim fotoğraf kursunda öğrendiklerimi de fotoğraflarımda hafif hafif uygulamaya başladım bilmem belli oluyor mu?
İçli köftenin dışı,tam da olması gerektiği kalınlıktaydı.Yani kalın bir bulgur zırhın için saklanmamıştı o güzel kıymalı karışım.
Arkasından yediğim adana,közlenmiş domates ve biber ile lezzet yolculuğu,daha bir keyifli hale dönüştü.
Ali Nazik sen nasıl bir şeysin.Usta bir elden çıkınca o sarımsak nasıl bir denge kurmuş da hem varım hem de yokum diyorsun.
Ve final,tabii ki vazgeçilmez lezzet,künefe ile yapıldı.
Bütün bu yediğimiz yemeklerin,yanında edilen güzel sohbet,gülen yüzler ve gözler,
Yemeklerin tadı damağımda,sohbetin güzelliği,tanıdığım güzel insanların samimiyeti kalbimde hala.
Güzel ve bereketli bir hafta sonu dilerim........

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Kaşar Peynirli Kabak

İyi geceler herkese.Güzel ve sakin bir akşam yaşamak hevesindeyim ama içimde de bir öfke var.Kime ve niye diye soruyorum kendime,cevap çok açık karşımda duruyor.Bunun nedenini de,bu kadar açık bilmek daha çok sinirlendiriyor beni.Hadi yine bir olumlama yapıp,onları serbest bırakalım,bırakalım ki bizden çok uzağa gitsinler.
Efendim bu güzelliği bugün keşfettim.Özge'nin Oltası adlı arkadaşta o da pinterestte görmüş.Hani aniden misafir gelecek oldu,ya da et,tavuk yanına bir sebze bir şey yapmak istediniz,hadi o da olmadı kabak yiyesiniz geldi.İşte tarif budur.Ben çok kabak sevmem aslında ama,bundan sonra herhalde daha fazla kabak tüketeceğim.Çok pratik bir o kadar da lezzetli.Denemek için beklemeyin derim en fazla yarım saatte masaya koyabileceğiniz bir çerez.
Malzemeler
  • 2 adet kabak
  • kırmızı toz biber
  • karabiber
  • sarımsak tozu
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • rendelenmiş kaşar
Kabakları soyun dilimleyin.Yağladığınız bir fırın kabına dizin.Üzerlerine toz kırmızı biber,karabiber sarımsak tozu ve tuz ekleyin.Kabakların üzerine de sıvıyağı gezdirip,200 derecede pişmek üzere fırına verin.Kabaklar yumuşayınca üzerlerine kaşar peyniri rendesini koyup,peynirler eriyinceye kadar fırınlayın ve sıcak olarak servis edin.
Afiyet olsun............

3 Mayıs 2012 Perşembe

Karadutlu Cheescake


Selamlar sevgiler,
Kendisi ile aşkımız çok büyüktür.Birbirimizi pek severiz.En sıkıntılı anlarımızda birbirimizi düşünerek mutlu olur,her fırsatta buluşmaya gayret ederiz.Çok alıştık birbirimize.Öpüşüp koklaşmaya doyamayız.Arada sevdiklerimizi de bu buluşmalara konuk ederiz.İşte bizim cheescake ile böyle bir gönül bağımız var.Bu sefer her zamankinden farklı olarak sadece labne ile değil süzme yoğurt da ilave ederek yaptım.Çok daha güzel oldu bence.Gerçi her hali ile kabulumdür ama böyle daha bir lezzetliydi sanki.Burada ki yazımda anlattığım karadutlar da bu güzelliğe güzellik kattı.Rengarenk bir güzelliğe büründü cheescakekim.Denemek isteyenler için;
Malzemeler
  • 1 paket burçak büsküvi
  • 50 gr margarin
  • 3 adet yumurta
  • 1 paket (200 gr) labne peyniri
  • 1 su bardağından 2 parmak eksik toz şeker
  • 2 su bardağı süzme yoğurt
  • 1 yemek kaşığı un
  • 1 paket vanilya
  • 1 limonun rendelenmiş kabuğu
  • 1 paket (200 gr)krema
  • 1 su bardağı karadut
Yapılışı
Önce robottan çekilen burçak büsküvi,eritilmiş margarin ile iyice harmanlanarak,altına yağlı kağıt serilmiş kelepçeli kalıba iyice bastırılarak yerleştirilir.Bu şekilde buzdolabına kaldırılır.
Toz şeker,labne peyniri ve süzme yoğurt mikser yardımıyla krema kıvamına gelene kadar çırpılır.İçine krema ilave edilip çırpılmaya devam edilir.Yumurtalar tek tek kırılarak karışıma iyice yedirilerek karıştırılır.Un vanilya.limon kabuğu rendesi de bu karışıma dahil edilip mikserlenmeye devam edilir.En son buzdolabında bekleyen kalıbımıza boşaltılır ve üzerinde oluşan hava kabarcıkları düzeltilir.Cheescakekimizin çatlamaması için püf noktası,bu kabarcıkların fırına konulmadan önce patlatılıp düzeltilmesi ve fırında pişme sürecinde fırın kapağının hiç açılmamasıdır.
Fırına koymadan önce,tel süzgeçten geçirdiğimiz,bir bardak karadutun suyunu,cheescakekin üzerine döküp çatalın ucu ile şöyle bir üstten karıştırıp,önceden ısıtılmış 180 derecelik fırına vererek olayı tamamlamış oluyoruz.
Burada önemli olan bir nokta da,cheescakeki, yemeyi planladığınız günden bir gün önce yapıp,bir gece dolapta dinlendirmenizdir.
Afiyet olsun.........

1 Mayıs 2012 Salı

Sebze Pazarı ile Renklendik

Selamlar,sevgiler hepinize,
Bugün çalışmayınca nasıl değerlendirilir,diye düşünüp,belki de şu mekana mı gitsek,caddeye mi insek diyenlere inat pazara gittim.Çalışınca markete bağımlı yaşayanlardanım.Şöyle pazar tezgahları arasında dolaşma keyfini yaşadım bugün.Renk renk sebzeler,meyveler arasında uzunca da bir yürüyüş yapmış oldum.İnsanın her tezgahta,aklı kalıyor.Hepsinden almak,pişirmek için deli oluyorum.Bu durum bazıları tarafından normal karşılanmayabilir ama,yemeğe gönül verenler ne demek istediğimi anlıyorlardır eminim.
Şöyle kahvaltılık hafif acılı Kandıra biberi,elinizle bölerken çıt diye sesini duyduğunuz Ayşe kadın fasulye,mis kokulu maydanoz,minicik incecik kabuklu salatalık,rengiyle bile içinizde bir aşk uyandıran çilekler ve tam yanağa dayamalık kara dut aldıklarımın bir kısmı.
Gerçi artık yasak olduğundan pazarcıların o güzel nükteli bağırışları pek yoktu ama,bir tezgahın önünden geçerken,ssk doktoru gibi uzaktan bakma,yemeden alma diyen bir pazarcıyı duydum.Çok da güldüm nereden bulurlar bu lafları.
Şimdi mutfağa gidiyorum.Patlıcanlar güzel bir karnıyarığa dönüşecek.Kütür kütür salatalıklar cacığın içinde yerini alacak.Bol tereyağlı bir beyaz pilav demlenerek,masada baş köşeye geçecek.Fasulye zeytinyağı ile sarmaş dolaş olacak,bu senenin ilk çilek reçeli kaynamaya başlayıp kokusu tüm eve yayılacak.Dutlar ne mi olacak?Onları önce iyice bir seyretmek istiyorum.Önce bir gözümü doyuracağım onunla
Sevgiyle kalın.......
Blog Widget by LinkWithin